|
Her ulusun, her şehrin hatta her
kasaba ve köyün kendine göre gelenek halinde devam ettire
geldiği bir giyiniş şekli vardır. Konya'nın Cumhuriyetten
önceki yıllarda özel bir biçimde bir giyim, kuşam, görenek
ve adetleri vardır. Konya'nın bu kıyafeti Akşehir'de biraz
değişmekte buna karşılık şehrin hemen kıyısında bulunan
Sille Bucağının tamamen değişik bir biçimde kıyafeti vardır.
Şimdi de Konya'nın kadın, erkek kıyafetleri üzerinde duralım
: Konya kadının ev içi ve dışarıya giyilmek üzere iki
kıyafeti vardır. Başta bir çember, üstünde işlik, alta (don)
şalvar, ayağında ince yemeni biçiminde terlik veya örme
patik bulunurdu. Bu kadının normal günlük iş kıyafetiydi.
Konya kadının dış kıyafeti şu parçalardan meydana
gelmektedir.
a) İç Çamaşır : Eskiden kadın ve erkek için, iç çamaşırı
bükme iplikten, ev tezgahlarında dokunarak, çamaşır bezi
denilen kıvrık pamuklu bezden yapılırdı. Buna kıvratmada
denilirdi. İç gömleklerin yakaları yoktur. Erkek ve kadının
kol uzunluğu bileklerine kadar uzanmaz, etekler ise diz
kapakları üzerine varırdı. Göğüs kısmı açık olurdu. İç
çamaşırı kol ağızları ve boğaz kenarları kadınlarda oyalarla
süslenirdi. İç don belden topuk üzerine kadar uzundu,
paçaları çok dardı. Bel kısmı uçkur ile bağlanır, geniş
olarak dikilirdi. Dış elbiseler ise, kadınbaşına koyu
kırmızı bir fes giyerdi. Bu fesin kirlenmemesi için, fesin
içine kellepoş denilen kısa kenarlı takke giyilirdi. Fesin
etrafına ipekten ince bir şifon sarılır. Bunun üzerine
ayrıca bir yazma dolanırdı. Şifonun faydası, başa iğne
takıldığı zaman, iğne ağırlığının dengesini sağlar, fesin
üzerine iki ucu sağ ve sol omuzda bulunan renkli çember
örtülürdü.
b) Entari : Konya'dan eskiden entariye pek ilgi
gösterilmezdi. Ancak gelinler, birde yaşlı kadınlar entari
giyerlerdir. Çünkü işlik ve şalvar entariden daha çok
giyilirdi.
c) İşlik : İşlik vücuda yapışırcasına sıkıca dikilen bir
dış giyecekti. Yakadan göğüs boşluğu üzerine uzanır, buraya
kadar düğmeli ve kapalı idi. Kolları bileklere kadar uzun
olup, burada kol genişliği bir düğme ile daraltılarak
giderilirdi. İşliklere, ala, kadife, pazen, basma,
kutmişetari, şelaki, astar, kaput, humayun, yandım alamadım
ve alpaktı. Renkleri ise, mevsimine göre seçilirdi. Bahar ve
yazın yeşil, koyu yeşil, beyaz, açık sarı, nar çiçeği rengi
ile açık mavi beğenilirdi. Sonbahar ve kışın ise koyu
renklere ilgi gösterilir. Bunlar, koyu gri ve koyu mavi idi.
d) Şalvar : Bir kadının giydiği şalvar 8-9 metre
kumaştan yapılırdı. Akşehir ve çevresinde 14 metre kumaştan
bir takım elbise yapıldığı söylenir. Şalvar, belden
topuklara kadar uzanır, gayet bol dikilir, çekme payı buna
eklenmektedir. Paçalar oldukça dar olup, vücudun hatları
şalvarın kıvrımları arasında belirsiz hale gelmektedir.
e) Hırka : Hırkanın içi astar, üstü şelaki ve diğer
kumaşlardan yapılır. İçerisine pamuk döşenerek aynı yorgan
biçimi dikilmektedir. Etekleri kalçaya kadar uzun olup, bir
çeşit cekete benzer.
f) Salta : Yünlü kumaştan dikilen, kollu ve ön kısmı
açık, etekleri kısa, yarım ceketi andıran bir yelektir.
Saltalar çok süslü yapılır. Sırma ve kaytanlarla çeşitle
bezemeler yapılır. Saltalara ayrıca madeni parlak pullarda
dikilir.
g) Kebe : Bir çeşit salta olup kolları ve göğüs
kısımları işlemelidir.
h) Ayakkabı : Deve derisinden yapılmış, parlak arka
kısmı açık pabuç, yanları lastikli uzun konçlu, bir çeşit
topuklu kunduradır. Ayrıca mestle de giyilirdi.
i) Süs ve Takılar : Fesin üzerine veya göğsüne elmas
iğne takılırdı. Ayrıca boğaz kısmına inci mahmudiye,
hamidiye, beşibiryerde altınlar ile altın kordonlu cep saati
takılırdı. Parmaklarda kıymetli taşlı yüzükler, kulaklarda
elmas küpeler takılırdı. Fakat bu takılar her kadında
bulunmazdı. Kollardaki çeşitli bilezikler kadının en önemli
ziğnetini ve süsünü meydana getiriyordu.
Erkek Kıyafetleri
Konya'nın erkek kıyafetleri, birbirinden farklılık arz eder.
Her erkeğin görevine göre kıyafeti de vardır.
Kıyafetlerinden o kişinin ne olduğu kolayca anlaşılırdı.
1) Ulema Kıyafeti : Başta kırmızı veya deve tüyü rengi
bir fes, üzerine açıldığı zaman bir adam boyu uzunlukta
beyaz tülbent sarık bulunurdu. Fesin altında aynı kadın
kelleposu gibi erkeklerin giydiği ve adına terlik denilen
takke vardı. Başka bir çeşidi de üç peşli, astarlı entari
giyilirdi. Sonradan bu usul terk edildi. Bu entari üzerinde
de şal kuşak kuşanırdı.
2) Abdestlik : Çuhadan, softan veya kıldan yapılmış bir
çeşit pardesü olup, cep yerleri olmakla beraber cep keseleri
yoktu.
a) Cübbe : Kaşmir kumaştan yapılırdı. Aynı abdestlik
biçiminde olup, ceplerin hem yeri, hem kesecikleri vardı.
b) Lata : Yakası kalkıkça, iç göğüslerde cepleri vardı.
Ağır kumaştan yapılan lata cübbeye benzerdi. Yakasından
çapraz bulunan bir çeşit pardesü denilebilecek biçimdeydi.
c) Biniş : Kol ağızları çok geniş bir çeşit cüppedir.
Ayakkabılar, kalloş kundura ve mestten ibaretti.
2) Esnaf Kıyafeti : Bu tip kişiler orta yaşlı
kimselerden oluşurdu. Başlarında genellikle kırmızı fes,
üzerine yazma sarık, sırtta koyu renklerin hakim olduğu
salta, meydani işlik, ilmiye sınıfına benzeyen şalvar,
ayakta beyaz yün çorap ve yemeni belde silahlıkla şal kuşak
bulunurdu.
3) Efe (Hovarda) Kıyafeti : Başta açık kırmızı, uzun
sivri fes, arkada uzun koca püskül üzerinde kırmızı ince
cemberli sarık işlik dar ve uzun kollu, yaka kapalı, karın
boşluğuna kadar etek çapraz düğmeli ve ilikli, vücuda sıkı
oturmuş bir çeşit gömlek. Bu gömlek pamuklu bezden yapılır,
dokunuş çizgilerine göre isim alırdı. İnce meydan,
beşparmak, meydai gibi işliğin üzerine kol uçları
bileklerden dört parmak yukarıda dar vaziyette, içi astarlı
ön kısımları kavuşmayan salta giyilirdi.
a) Cepken : Etek, kol, yaka ağızları kaytanla süslü olan
bir çeşit saltaya benzeyen cepkendi. Cepkenin yaka ve etek
kısımları işlemeliydi.
b) Kuşak ve Silahlık : Kuşaklar, gürün, trablus, acem,
kesmiş, Tosya şallarından yapılır. Arasına yumuşak deriden
yapılmış, bir çeşit cep görevini gören kat kat bulunan
silahlık kuşanılır.
c) Şalvar : İlmiyle (Ulema) sınıfından farklıydı. Diz
kapaklarından aşağıya kadar uzanırdı. Bu sebeple adına
şalvar yerine "dizlik" denilirdi. Ayaklarında kundura ve yün
örgü çorap bulunurdu.
Cumhuriyet devrinde erkek kıyafetlerinde büyük çapta bir
değişiklik olmakla beraber, kadınların giyiminde fazla bir
değişiklik olmamıştır. Özellikle köylerde ve kasabalarda
yaşayan kadınların en önemli giysisi şalvar, işlik, yelek ve
poşudan oluşmaktadır. Ayaklara kışın mest ve lastik, yazın
ise çorap ve lastik ayakkabı giyilir.
 |
Başa fes giyilmiş üzerine tülbent
sarılmıştır. İpekli gömlek (meydani) üzerinde salta denilen, dar kollu
yakasız ve cepsiz cepken giyilmiştir.
Belde dokuz gözlü
silahlık, bunun üzerine kırmızı - beyaz yollu
şal sarılmıştır.
Yeşil veya gri
renkli, çuhadan yapılmış şalvar ile uzun yün
çorap ve ayağına kundura giymiştir.
Konya'lı genç
armasını kuşanmış ve elinde tüfek tutmaktadır.
|
 |
Sille kıyafeti ile merhume Hatice Kartal
görülüyor. Başta fes üzerine tül sarılmıştır. Bele kadar uzanan saçlar
altın paralarla süslenmiştir.
Göğüs tülü
üzerine dik yakalı, kolsuz yelek giyilmiştir.
Bunun üzerinde "zıppa" denilen üçgen bir kuşak
bulunmaktadır ve bunun üzerine gümüş tokalı
kemer bağlanmıştır.
Ayakta galloş
denilen yumuşak mestler giyilmiştir.
|
| |
|
KONYA AİLELERİNDE ESKİ EV ADET
VE GELENEKLERİ
|
Eskiden Konya'lı bir ailenin dört mevsimine göre ayrılmış
bir takım adet ve gelenekleri vardı. Bunlar halen bazı yerli
ailelerde kısmın görülmektedir. İlkbaharda, Nisan ayının
ortalarından sonra ev işleri artardı. Evvela sobalar
sökülür, temizlenir, rutubetsiz bir yerde saklanır. Sıra
halıların temizlenmesine gelirdi ki, ev halkı ile beraber
komşuların yardımı da istenirdi. Halılar ve kilimler bahçede
veya sokakta çırpılırdı. Halının üzerindeki tozlar
süpürülerek naftalin saçılıp katlanır, serin bir yerde
muhafaza edilirdi. Bu olaya göç denirdi. Bu arada yataklar
ve minderlerin yünleri dökülür, değneklerle döğülür,
temizlendikten sonra eski kılıflarına doldurulurdu. Bu
eşyanın bazıları göçe konurdu. Odalardan kışlık serecekler
kaldırıldıktan sonra bu defa sedir üzerine divan yastıkları
üzerine kar gibi beyaz etekleri dantelli işlemeli yaygı ve
örtüler serilirdi. Geniş odaların ortasına kilim yayılırdı.
Bu işler yapılmadan önce duvarlar kireç ise badana toprak
sıva ise "ak toprak" cilası yapılır. Oda taban tahtaları,
dolap kapakları, pencere çerçeveleri fırça ile sürtülerek
yıkanıp temizlenir, camlar silinirdi. Ev eşyasından sonda,
kışlık yiyecekler yıkanır, kurutulur, naftalinlenerek
temizler bohçalar içerisine konup, göçün üzerine bohça
istifi yapılırdı.
Bahar temizliği bittikten sonra sıra sebzelerin
kurutulmasına gelir. Taze nane ve maydanoz alınır, bol suda
temizce yıkanıp, sapları ayıklandıktan sonra gölgede
kurutulurdu. Kurutma işleminden sonra, temiz keselere
konarak izbe duvarlarındaki çivilere takılırdı. Meram ve
çevresinden bağ evlerine göçülür ve yaz boyunca oralarda
oturulurdu.
Eskiden Konya'nın yerlileri, yağ, peynir, yoğurt ve süt
ihtiyaçlarını çarşıdan karşılamazlar evlerinde besledikleri
inek veya mandıralardan temin ederlerdi. Ayrıca güz ayında
etlik yapmak için ve yine kışın kesmek maksadıyla 8-10 kadar
koyun ve keçi alınır, ahırın bir tarafına bağlanıp,
gündüzleri bahçede veya civar meralarda otlatılırdı. Güz
aylarında bahar aylarına kadar ahır kapısı yanında toplanmış
olan hayvanların gübreleri, ev halkının veya bu iş için
tutulan işçi kadınların yardımıyla yapma veya mayız (tezek)
denilen bir eşit kış yakacağı hazırlanır. Bunlar kışın
tandıra ekmek yapmak için yakıldığı gibi odun yerine sobada
da yakılır. Kuruyan yapmalar tandır civarında yakacak
örtmesi veya yakacak damı denilen yerlerde intizamlı olarak
kayılırdı.
Yaz Hazırlığı : Meyveler bu mevsimde olur, kışın ev
ihtiyacını karşılayacak miktarda vişne, kayısı, erik bahçede
varsa ağaçlardan toplanır, yoksa çarşıdan satın alınırdı.
Vişne reçelinden başka vişne şurubu da kış için
kaynatılırdı. Diğer taraftan kayısı, erik, üzeri karanfille
süslenmiş armut ve elma reçelleri hazırlanırdı. İçleri yeşil
sırlı çömleklere reçeller doldurulur, ağızları okunup
üflenerek ve ağız tadı ile yenmesi temennisiyle ağızları
temiz bez örtüler örtülür ve bağlanır, izbenin serin olan
duvar diplerine konulur. Reçellerden sonra sıra kurutmalara
gelirdi. Sabah serinliğinde bahçedeki ağaçlardan toplanan
kayısı, küfelere toplanarak ikindi serinliğinde damın temiz
bir yerine örtü veya hasır serilerek kayısılar üzerine
ayrılıp kurutulmaya bırakılırdı.
Erik ve diğer meyvalarda aynı tarzda kurutulurdu. Kayısı ve
erik meyvası fazla olgunlaşmış durumda olursa süzgeçten
geçirilerek, içleri yağlanmış bakır tepsilere pestil
yapılmak üzere dökülürdü.
Kışın hoşaflık için vişne, elma kurutulur, bazıları
kabukları soyulur dilimlere ayrılarak kurutulmaya
hazırlanırdı. Ayrıca yaz mevsiminde evin ihtiyacını
karşılayacak nisbette domates salçası çıkarılır, kabak,
patlıcan ve biberleri içleri oyularak kurutulurdu. Bazı
sebzelerde ince dilimler halinde dam üzerinde kurutulmaya
bırakılırdı. Yaz aylarının sonlarına doğru sıra bulgur
yapmaya ve nişasta çıkarmaya gelirdi. Bir kış mevsimi
tarladan ve buğday pazarından yumuşak buğday alınır.
Komşularla yardımlaşarak bulgur kaynatılırdı. Dama serilmiş
olan örtülerin üzerine yayılarak kurutulur, iki günde
kuruyan buğday çuvala konarak değirmende öğütülürdü. Bundan
sonra sıra kışlık ekmek buğdayına gelirdi. Bir kış yetecek
miktarda birkaç ton buğday alınır, temizlenip yıkanır,
kurutulduktan sonra değirmene götürülerek öğütülür ve
izbedeki un ambarına dökülür ve çuvallara konularak muhafaza
edilirdi.
Sonbahar mevsiminin de kış hazırlıkları başlardı. Bu
hazırlıkların başında hiç şüphesiz üzüm bağı olanlar için
pekmez, kaynatma gelirdi. Bağdan araba veya merkep üzerine
yüklenmiş küfelerle üzüm eve getirilir, yakacakdamı
yakınında bulunan çamaşırhaneye dökülür, salkımlardan iri ve
sert olarak seçilerek sicimlerle birbirine bağlanır. İşte bu
hazırlanmış Hevenk'ler tavan arası veya izbenin direklerine
çakılmış çivilere asılırdı. Çaraşa doldurulan üzümler ayakta
ezilmek suretiyle suyu çıkarılır, ak topraktan geçirilen bu
şıra üzerinde kaynatılır, leğenden kazana alınarak
soğutulmaya bırakılırdı. Pekmez kaynarken bir kısmının
içerisine kuru kayısı dilimlenmiş yahut ufak bütün kabak,
patlıcan atılarak pekmezli reçel elde edilirdi. Pekmez
hazırlığı bittikten sonra sıra turşu kurmaya gelirdi.
Sırçalı küpçüklerle sebzesine göre ve evde en çok sevilen
sebzelerin turşusu kurulurdu. Turşu sirkeleri çarşıdan
ziyade evlerde hazırlanırdı. Bu sirke ekseriye pekmez için
sıkılan üzümün posasından yapılırdı. Buna cıbra denirdi.
Turşu hazırlığı bittikten sonra da sıra pastırma ve sucuk
yapılmasına gelirdi. Çarşıdan alınan veya evde beslenen
kısır inek veya güve kesilerek bir kısmından pastırma, bir
kısmından sucuk yapılırda. Sığır eti sucuğunun sert olmaması
için bir veya iki keçi-koyun kesilerek, etleri
karıştırılırdı. Pastırmalar denge konulduktan sonra sucuklar
doldurulup kurutulur. Ayrıca kışın hazır olması ve çarşıdan
et alınmaması için (etlik yapma) denilen kavurma
hazırlanırdı. Pazardan alınan 5-6 koyun veya keçi, yada ufak
bir sığır, eve getirilen kasap tarafından kesilerek etleri
komşuların yardımıyla doğranır, bir kısmı da kemikli olmak
üzere kıyma denilen kavurma hazırlanırdı. Kavurma piştikten
sonra yardımda bulunmuş olan komşuların evlerine birer
sahanın içerisi ekmekli kavurma gönderilirdi. ki buna (ekmek
salması) denir.
Sıra en son kışlık yakacağı gelir. Ekseriye kışlık yakacak
bahardan alınıp kırılarak yapılır, halılar ve kilimler
göçlerden çıkartılarak serilir, sobalar kurutulur, kışlık
giyecek eşyaları bohçalardan çıkarılarak giyime hazırlanır,
bundan sonra günlük ev işleri başlardı
|